Burcu Yeşilbaş
Koca Dünya, benim için yalnızca bir belgesel değil; çocukluğuma, ailemin köklerine ve Karadenizli kadınların kuşaklar boyunca taşıdığı görünmez hafızaya doğru yapılan kişisel bir yolculuk. Yalova’da büyümüş olsam da annem ve anneannem Tonyalı. Çocukluğumun en güçlü hatıraları hep bu dağlara, bu yaylalara ve o evlerin içinde anlatılan hikâyelere uzanıyor. Bir müzisyen olarak yıllardır bu coğrafyanın türkülerini söylüyor, bir yönetmen olarak ise duyulmadan taşınan kadın hikâyelerinin izini sürüyorum.
Bu filmin kapısını bana Dertlerim türküsü açtı. İlknur Yakupoğlu’nun söylediği bu türkü, hiç bilmediğim bir anda kendi ailemin geçmişine dokundu. Bir türkünün içinde yalnızca iki annenin acısını değil, kadınların birbirine emanet ederek yaşattığı belleği de duydum. O günden sonra anladım ki İlknur yalnızca türkü söyleyen bir müzisyen değil; yaşadığı coğrafyanın hafızasını omuzlarında taşıyan bir kadın ozandı.
Film ilerledikçe onun hikâyesiyle benim hikâyem birbirine karıştı. Peşinden gittiğim her türkü beni başka bir kadına, başka bir eve, başka bir hatıraya götürdü. Kendi aileme yaklaştıkça, aslında yıllardır görünmeden taşınan ortak bir kadın hafızasının içinde yürüdüğümü fark ettim. Bu yüzden filmde kendimi görünmez bir gözlemci olarak değil, bu hafızanın içinden geçen bir tanık olarak konumlandırdım.
Koca Dünya, bir sanatçının portresinden çok daha fazlası. Karadeniz’de bugün anonim kabul edilen pek çok türkünün ardında, tarlada çalışan, hayvanlarına bakan, çocuk büyüten kadınların sesi var. Onların isimleri zamanla silinse de ezgileri yaşamaya devam ediyor. Bu film, o görünmeyen üretimin izini sürme çabası.
Filmin görsel dilini kurarken gözlemci sinemanın sadeliği ile şiirsel anlatım arasında dolaşmayı tercih ettim. Sisin içinde kaybolan yaylalar, rüzgârın yön verdiği ormanlar, kadınların elleri, yüzleri ve sessizlikleri anlatının ritmini belirliyor. Bir müzisyen olmam ise ses dünyasını filmin ayrılmaz bir parçası hâline getirdi. Müziği stüdyoda yeniden üretmek yerine, doğanın kendi nefesiyle birlikte kaydetmeyi seçtim; çünkü bu hikâyelerin gerçek sesi bana göre tam da yaşadıkları mekânlarda saklı.
Koca Dünya, görünmez bırakılmış kadın emeğine, sözlü kültüre ve kuşaklar boyunca birbirine aktarılan dayanışmaya dair bir tanıklık. Benim için bu film, yalnızca geçmişi kaydetmek değil; hâlâ yaşamaya devam eden bir hafızaya kulak vermek ve onu geleceğe taşıyabilmek anlamına geliyor.

