Güçlü ezgiler yaylalarda yükselirken, bir müzisyen ve bir yönetmen, asırlık kadın hikâyelerini Koca Dünya’ya ulaştırıyor. Türküler, dağların geleneği ve ruhu ile sınırlarını aşarak yankılanıyor.
Karadeniz yaylalarında hayatın ritmini bin yıldır kadınların doğaçlama türküleri belirler. Tarlada ya da ahırda yükselen bu keskin sesler, coğrafyanın yaşayan sözlü hafızası ve saf geleneğidir. Ancak doğanın içinde normalleşen bu canlı müzikal varlığa rağmen; profesyonel sahneye çıkmak ve neredeyse tamamen erkek egemenliğinde olan kemençeyi çalmak, İlknur’un gençliğinde aydın çevreler dışında derin bir toplumsal tabuydu.
Çağdaş kadın ozan İlknur Yakupoğlu, televizyon ekranlarında kemençesiyle yer alarak bu algıyı kökten değiştiren bir kırılma noktası olur; onun açtığı yol, bugün kadınların kemençe kurslarına gitmesini sağlamıştır. Geleneği taşırken onu dönüştüren bu yolculuk, filmin bir karakteri olarak da gördüğümüz yönetmeni Burcu’nun bakışıyla tamamlanır. Kültürel kökleri bu topraklarda olan ama içgöçle Türkiye’nin batısında büyüyen genç kuşağı temsil eden Burcu, filmi bir deneme belgesel (essay doc) formunda inşa ederek kendi gözlemci kamerasını hikâyeye dahil eder. Steril stüdyolar yerine rüzgârın ve yağmurun ham sesleriyle kaydedilen bu 42 dakikalık film, “anonim” bırakılan kadın dehasını hak ettiği özne kimliğine iade eder.
Koca Dünya, bu kadınların dünyası üzerinden yerel bir tanıklığı evrensel bir dağ kültürünün antropolojik bağdaşıklığıyla örer. Yaylalardan göğe savrulan sesler, Himalayalardan Alplere, İskoçya plato ezgilerine uzanan kadim bir dünya şarkısının yereldeki canlı ve dönüşen hafızasıdır.

